LAVANTA TARLASI GEZİSİ
Mart 29, 2020
CORONA VE TURİZM İLİŞKİSİ
Haziran 1, 2020

Dün çok ilginç bir şey oldu, 40 tane Çinliyi günübirlik bir tur için İstanbul’dan Bursa’ya götürdüm. Daha doğrusu sık sık turlarını yaptığım bir acenta önceki gün aradı, “Bir şirket yabancı çalışanları için bir Bursa turu düzenliyor. Rehberliğini yapmak ister misin?” diye sordu. Hemen kabul ettim zira Bursa’yı çok severim, şehri ilk gördüğüm an aşık olmuştum. Müşterilerin nereli olduklarından emin değilmiş. Aslında yabancı turistlerle çalışan rehberler için bu çok önemli bir mevzu. Zira bir ABD’li grubun davranış kalıplarıyla bir Orta Doğulu grubun davranış kalıplarının benzerliğini ancak “gece ve gündüz” örneğiyle açıklayabilirim. Bu yüzden psikolojinizi, sözlerinizi önceden hazırlamanız gereklidir.

Sabah buluşma noktasına vardım. Şirketin başında gelecek beyle tanıştım. Sohbet faslından sonra “Bu arada müşteriler nereli?” diye sordum. “Çinli” diye cevap verdi ve o sırada kendisini otobüsle ilgili bir şey sormak için çağıran şöförün yanına gitti. Ben durduğum yerde kendi kendime “Çinli mi?” diyerek kaldım, nasıl yani Çinli derken? Meğerse şirket şu ünlü Çinli telefon üreticisi markaymış. Çinliler arasında İngilizce konuşmak hiç yaygın olmadığından Türkiye’de yaklaşık 300’e yakın Çinceci rehber var, Çinli gruplara dil engelinden dolayı onlar rehberlik eder genelde. Bu sebepten bu benim Türkiye’de gezdireceğim ilk Çinli grubum olacaktı.

Otobüse bindim. Aman nasıl tatlılar, İngilizce anlıyorlar ama konuşmaları biraz yavaş. Olsun, Bursa’yla ile ilgili bilgi verdim dikkatle dinlediler. Oraya varınca da Ulu Camiyi, Koza Han’ı ziyaret ederken allahım nasıl displinliler, peşimden ayrılmıyorlar. Gerçekten dedikleri kadar var, disiplinli bir ordu gibiler. 6 sene evvel ülkelerine giriş yaparken hissetmiştim sıkı komünist rejimlerini. Biliyorsunuz Bursa tarihsel olarak ipek üretiminin merkezi, ipek üreticiliği de dünyaya Çin’den yayılmış (hatta iki Bizanslı keşişin cübbelerinin içine kozaları saklayıp buraya getirdiği anlatılır.) Bunları onlara anlatmak, göstermek çok ilginç ve zevkliydi. Gayet güzel mutlu mesut bir tur yaptık.

Tek sorun yemekte çıktı: Bursa mutfağıyla ünlüdür bilirsiniz, orada yediğiniz her şey lezizdir. Acenta da Bursa’nın en ünlü kebapçısında çok güzel bir öğle yemeği menüsü ayarlamış: İskender, ardından tahinli peynir tatlısı yani bir Türk’ün yiyip bayılacağı yemekler. Grubu oturttuk, biz de acentacıyla oturup kebaplara gömüldük. Fakat biz kendimizden geçip yerken grupta bir tuhaflık olduğunu farkettik: Bütün Çinlilerin yüzleri düşmüş, kebaplara çatallarının ucuyla dokunup çekiyorlar. Acentacıyla birbirimize ne oluyor diye bakıştık. “Eti kuru bulduk” dediler, “İşte tereyağı, yoğurt koyun?” dedik. Damak zevklerine uymuyormuş. Bütün etler çöpe gitti. Hele peynir tatlısı gelince suratlarında uluslararası olarak anlaşılabilen bir tiksinti ifadesi oluştu. Gerçekten üzüldük, insan mutfağının en güzel yemekleri bu muameleyi görünce alınıyor. Üstüne aç da kaldılar.

Akşama eve dönünce anneme olayı anlattım. “Çiyan akrep kızartıp yiyen insanlar bizim mis gibi iskenderi mi yiyememişler, hadi ordan?” dedi. Anneciğim ya, herşeyin en doğrusunu görür, yorumunu duyunca gülmekten karnıma ağrılar girdi.

Sizi sevdim Çinli kardeşler, gene gelin vesselam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir