MISIRLILAR
Aralık 17, 2019
ÇİNLİLERLE BURSA
Mart 29, 2020

Geçtiğimiz temmuz ayında 40 kişilik büyük bir yerli grubu lavanta tarlaları turuna götürdüm. Lavanta tarlaları turu pek revaçta bu son zamanlarda: Çok keyifliydi, zaten Burdur ve göller yöresi o kadar güzel ki insan cennete düşmüş gibi oluyor, yerli turizme kazandırılması çok da güzel oldu. Programlar genelde cuma sabahı lavanta tarlaları ziyaretiyle başlayıp sonra Salda gölü, Sagalassos gibi yakın yerlerde bulunan doğal ve tarihi güzellikler de eklenerek tüm haftasonunu kapsayacak şekilde genişliyor.

Biz de grupla gayet eğlenceli bir yolculuk sonrası sabah saatlerinde Burdur’a vardık, doğruca lavanta tarlalarına gittik. Yöredeki kimi tarla sahipleri sabah erken saatlerde bizim gibi gelenler için büyük bir çadırda isteyene açık büfe kahvaltı sunuyor. Ben de grubu oraya götürüp bıraktım,” lavanta tarlasına mı dalarsınız, kahvaltı mı edersiniz bir buçuk saate burada toplanacağız” diyerek serbest vakit verdim. Yolda bir dinlenme tesisine girmiştik zaten, yolcular orada lavantalar içinde fotoğraf çektireceğiz diye koca tesisin tuvaletini dev bir kadınlar kuaförüne çevirmişlerdi. Tuvalete bir girdim ki manzara çok komikti: Fön çekenler, önceden hazırladıkları sarı – mor kıyafetleri giyenler, uygun assolit makyajı yapanlar… O yüzden bazısı fotoğraf aşkıyla direkt tarlalara daldı. Biz de “güneşin altında ne işim var allahaşkına” ekolü temsilcileri olarak açık büfeden kahvaltı alıp kurulan büyük plastik masalara çöktük. Sabahın köründe kahvaltı etmek istemedim, fakat şöyle buz gibi soğuk su çekti canım. Baktım sular hep dışarıda büfede soğuk su yok. Çadır sahibi ve eşinin yanına gittim. “Buz dolabında suyunuz var mı acaba?” dedim, rehberleri hep çok ihtimamla ağırladıklarından “Al canım dolapta var.” dediler. Dolabı açtım, baktım kapakta koca bir cam şişede su var, gerçi şişenin şekli filan bi tuhaf geldi, sımsıkı kapamışlar ağzını sanki mühür gibi.. Yine de ben şişeyi alıp masalardan birine oturdum, kahvaltı edenlere “afiyet olsun” diyerek kafama diktim.

İnsan beyni çok tuhaf: Şişeyi kafama dikmemle birlikte “İyi ama bu su değil ki?” “Dur ya ben tanıyorum bu tadı ama nereden?” “Rakı bu be!” düşünceleri beynimden birkaç saniye içinde peşpeşe geçti. Akabinde ağzımdaki bütün rakıyı “pıffffırrrr!” diye masaya püskürdüm. Masada diğer oturanlar, sabahın köründe masalarına ağzıyla rakı fışkırtan kadına dehşetle baktılar. Tam o sırada turu birikte yaptığım diğer otobüsteki meslektaşım karşıdan geliyormuş. Olayı görmüş, gözleri faltaşı gibi yanıma geldi “Senem n’oluyo iyi misin??” diyerek. Gelip kokuyu duyunca gözleri bu sefer çizgi filmlerdeki gibi yusyuvarlak oldu. Olayı anlatınca tepine tepine gülmekten konuşamadık. Sonrası daha da komikti, yanımdan her geçen “Ay rakı mı kokuyo burası? Sabah sabah mı içmişler cık cık cık” diyerek söylenmeye başladı, arkadaşım az daha gülmekten altına işiyecekti. “Aman iyi” diyerek şişeyi aynen kapatıp buzdolabına geri koydum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir