AYVA
Aralık 6, 2019
BEGÜM
Aralık 10, 2019

Bugün bir belediye tarafından düzenlenen resim çalıştayı için Türkiye’ye gelen Türk ve yabancı ressamlardan oluşan bir gruba rehberlik ettim. Resim çalıstayı denilen şey şöyle oluyormuş:  Bir kurum dünyanın çeşitli yerlerinden ressamları birkaç günlüğüne bir araya getiriyor, yedirip içirip resim yaptırıyor, sonra da  yapılan resimleri bünyesine alıp ressamları yolcu ediyormuş. Bunları bana gruptan Ankaralı bir hanım ressam anlattı. “Biz böyle şeyleri çok severiz, yer içer resim yapıp döneriz” dedi. Her sene farklı yerlerde birkaç tane çalıştay olurmuş , böyle olunca gelenler birbirlerini çoğunlukla tanırlarmış. Bu sefer de öyleydi, grup oldukça samimiydi. Üstelik gruptaki milliyetler evlere şenlikti: Kosovalı, Finlandiyalı, Dağıstanlı, Pakistanlı, Iranlı, Mısırlı, Ingiliz ve Türk ressamlarla muhatap olmaktan gün sonunda “farklı milliyetler kültür şoku” geçiriyordum.

Böyle karışık gruplarda milletlerin arasındaki davranış farklarını daha iyi gözlemliyorsunuz; mesela batılı ülkelerden gelen erkekler sizden hoşlandıkları zaman  “rahatsız ederim” endişesiyle asla ölçüsüz adımlar atmaz. Ama doğulular çoğunlukla dangıl dungul olaya girer: Bunu ne için anlatıyorum, Kosova asıllı, ama 20 senedir Kanada’da yaşayan bir ressam ne asıldı yarabbim: Yürürken tatliş tatliş gülerek koluma girmekle başladı. Bir saat sonra kaçacak delik arar durumdaydım, ikinci saatin sonunda elimizin tersini gösterip “kodum mu oturturum” diye yorumlayabileceğimiz o meşhur milli kol hareketimizden  yapınca anca durdu. Ya sen Kanada’da 20 değil 50 sene yaşasan ne olur? Sonra da göçmenlere ırkçılık yapılıyor derler. Olmuyo kardeşim.

Öğle yemeği için Eminönü’nde balık ekmek öngörmüş belediye. Çok komiktik: O yanyana duran teknecilerin bir tanesinin oraya gittik, herkes bulduğu yere çömdü. Ortamı şöyle özetleyebilirim; mülteci kampında yesek daha nezih bir ortam olurdu: Bir kere kirlilik ve kontrolsüz avlanma nedeniyle Boğaz’da balık bırakmadığımız için verilen balıklar donmuş Norveç balığı. O balıklar da kuruyana kadar öyle bir pişmişlerdi ki balıklar kemikleşmiş, çöpe dönmüşler. İçlerindeki parmak büyüklüğündeki kılçıkları ayıklamak için eliniz ayağınızla dalmanız gerekiyor, hooop az sonra etrafınızda size ıslak mendil satmaya çalışan çocuklar dolanmaya başlıyorlar. Sırayla herkes size bir şey satmaya çalışıp taciz ederken o gürültü arasında kömür yiyip yanına turşu suyu içiyorsunuz.

O hengamede karşımda oturan Dağıstanlı kızın ve İranlı zarif sanatçı hanımın ekmeğe gömülüşlerini izlerken, davranışlarımız üzerinde ortamın ne kadar etkili olduğunu farkettim.: Aynı hanımları şatafatlı bir restoranda mum ışığında romantik bir akşam yemeğinde görseydik kimbilir ne kadar farklı olurlardı?

Gene de çok tatlıydılar, değişik bir deneyimdi. Çok uzun bir süre balık yemesem de olur artık ama.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir